Türkmenlerde Düğün Adetleri
Düğünler tarihin derinliklerinden günümüze uzanan bir gelenektir. Oyunlar oynanır, yemekler yenir, gönüller şenlenir. Damat taraının sevinç gözyaşları oyunlarına tempo tutar. Gelin tarafının sevinçli fakat buruk halleri gelin evden ayrılırken gözyaşarlından billurlaşır. Şükür çocuğumuzu yüz akıyla mürüvvetini gördük diye. bu mutluluk her iki ailede yaşanır. Gelinle damadın kavuşma arzusu, kalp atışlarından kendini gösterir. Kan hızlı pompalanır. Yüzleri, halk tabiriyle, kırmızı gül ( gızıl gül - türkmence-) kesilir. Genç çiftin buluşması gül ile bülbülün buluşmasına genzer. Bu buluşmadan ocak tutar. Tutulan ocak devlettir. Yeni bir hayat ve hayat sahipleri doğar, ev şenlenir, misafir gelir, ağırlanır ve yolcu edilir. Bu ilk insan Hazreti Adem ve Havva ebeveynimizle başlamış. Yol yol, tel tel oluk olmuş, tarihin derinliklerinden günümüze akmıştır. Biz bir köprü oluşturuyoruz bu güzel gelenek için. Geçmişle gelecek arasında kültür köprüsü. Kültür kavramının kapsadığı manada çok örf ve adetler vardır, gelenekler vardır bu kavramın baş köşesinde.
Düğünlerimiz bu geleneklerin içinde boy gösterir. Bir çiçek gibi sümbül verir. Çünkü düğünle iki sevgi, iki sevgili, iki can yoldaşı, yeni hayatın ve ailenin iki temel taşı bir araya gelir. Bizde bir söz vardır. “Askerlik yapmayana kız verilmez.” Türkmenlerde de buna benzer bir söz vardır. “Ocak kuramayan erkeğe kız verilmez.” Bu iki kardeş söz, toplum içinde ciddî bir sosyal gerçekliği dile getirmekteler. Ocak aile sembolüdür. Ocağı tutturamayan kişi ailesini de geçindiremez kanaati hakimdir. Türk toplumlarında ocak evin bereketidir, ocak devlet tir.
Ocak tütecek, aş pişecek. “Pişen aştan kurdun, kuşun nasibi vardır.” diye bir söz vardır. Kurdun yeri belli değildir, kuş uçup gider. Yeri belli olmayan ve konup göçenlik bu sözde vurgulanıyor. Bu vurgulanmada misafir kastediliyor. Misafir tüten bacaya yani yanan ocağa gelir. Türkmen, ocağım şenlensin diye düğün (toy) yapar. Alacağı gelinin ölçüsü bellidir. “Gelin devletli bir aileden mi? (misafir ağırlayan soydan, bir aileden mi?)” sorusuna müspet cevap alırsa, düğün yapılır. Toydan sonra genelde genç çifti ayırırlar. Evlerini kursunlar.
Ocak tuttursunlar. Bir an önce tecrübe kazansınlar. Sağlam bir aile yuvasına sahip olsunlar. Çocukları olunca da “Yahşi Ulu” dedikleri soyun, ailenin büyüğü ad koyar. Geçmişten günümüze dek, her şeyde olduğu gibi, Türkmen düğünleri de, zaman, zemin ve yörelere göre farklılık arz etmektedir. Farklılıklar olmasına rağmen, neticede iki kişi bir araya gelip yuva kurmaktadır.
Oğlan evlenme çağına gelince uygun kız bulunur. Oğlan kızın obasına (köyüne) veya beldesine gider, kızı araştırır. İyi istihbaratı alınca da yengesine veya başka bir aracıya “Bana uygun görülen kız, bence de uygundur.” der. Oğlan tarafı gelin adayının evine gidip isteklerini açıklarlar. Anne tarafından kıza duyurulur. Kız hemen cevap vermez. İki üç gün sonra yine oğlan tarafı gelin adayının evinin yolunu tutarlar. O zamana kadar kız da gerekli istihbaratı almıştır. Sonuç iyi ise “Oğlanla konuşmak istiyorum.” der. Belirlenen vakitte yeni yuvanın genç adayları buluşur, konuşur, birbirlerini beğenirlerse, “Evet, biz büyüklerimizin münasip gördüğü bu evlenmeye evet diyoruz.” derler. Tabi bunu ulu orta söylemezler.
Örf âdete göre kız dışarıya çıkarılır ve sorulur. Kız da annesine “Eğer senin ve babamın rızası varsa, ben de razıyım.” der. Bundan sonra artık iş büyüklere kalır. Kısa bir tarih belirlenir. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Hayırlı işlerde acele ediniz.” buyuruyor. Türkmen halkı bu buyruğu başına taç yapmıştır. Düğünden önce kızın ailesi başlık ve kız için gerekli çeyizi ister. İki aile bunu belirler. Düğüne bir hafta kaldığında, oğlan tarafı haftanın Çarşamba günü kıza takı takmaya giderler. Takılar takılır. Kız evinde oyunlar oynanır. Yemekler yenir. Bu esnada kız evine bir araba odun, iki koyun, bir çuval un, 10 kg. şeker, 10 kg. sıvı yağ, 5 kg. çay, 25 metre kumaş hediyelik getirilir. Cuma günü kız evinde düğün olur. Oyunlar oynanır, masalar atılıp, yemekler yenir. Kız saçlarını iki örük yapıp öne salar. Oğlan tarafını bekler. Bu beklemede sırtında gurba vardır. Gelin ve damat çiçeklerle süslenmiş özel yerlerine otururlar. Yemekler yenir. Oyunlar oynanır. Getirilen hediyeler gelin ve damada verilir, tebrik edilir. Cumartesi günü öğle vakitlerinde gelin alınıp damat evine götürülür.
Oğlan evinde de yemek masaları kuruludur. Masada çok şey vardır. “Türkmen pilavı ile Türkmen doğraması düğün yemeklerinin aslarıdır” demişti. Yemekten sonra oyunlar oynanır, kekler yenir, damat ile geline hediyeler verilip, tebrik edilir. Aynı akşam gelin adayı baba evine götürülür. Pazar günü büyük bir konvoyla gelin, baba evinden alınır. Bu alınmada kız yengeleri kapı tutup, sandığa oturup, bahşişlerini almayı ihmal etmezler. Kızın yengesi, gelinin sağ ayağına, sağ eline ve başına yağlık bağlar. Damat gelir, gelin çıkarılır. Düğün alayı oğlan evine gelince, damda görevli kişi, aşağıya bir paket oyuncak saçar. Çocuklar bu oyuncakları kapışırlar. Gelinin bindiği taşıttan indirilmesi için, kayınpeder şoföre para olarak bahşiş verir. Kayınpeder ve kayın valide gelinlerini alnından öpüp, “üzerlik” denilen otu nazar değmesin diye yakarlar.
Gelin eve girmeden önce, yollarına iki tabak konulmuştur. Bu tabakların birincisi damada, ikincisi geline kırdırılır. Bu onların mutluluklarının sembolüdür. Gelin sağ ayağı ile eve girer. Gelinin oturacağı yere yengesi oturmuştur. Çünkü bahşiş alacaktır. Damat ve gelin tebrik edilerek mutluluk dileklerinden sonra düğün alayı dağılır. Akşam kuşak çözme oyunu vardır. Damadın arkadaşları damadın beline büyük bir yağlık açılmayacak şekilde kör düğüm atarak bağlarlar. Ayağına çizme veya bot giydirirler. Bu haliyle gelinin önüne oturturlar. Hep birlikte “Haydi gelinin gücünü görelim.” diye bağırırlar. Gelin ve yanında duran kızlar bunu çözerler. Damadın arkadaşları damadın bir düğmesini koparıp “Gelin dikebilir mi?” derler. Gelin bunu diker. Damat bundan sonra belinden çözülen kuşakla herkesi kovar. Gelinle başbaşa kalır. Anne onlara yemek getirir. Gerdeğe girilir. Bazı yörelerde bir hafta, bazı yörelerde de kırk gün sonra gelin baba evine el öpmeye gönderilir.
Geleneksel Türkmen aile yapısında çok eşlilik yaygındır.Yaşlıların anlattıklarına göre bazı bey ve hanların hanım sayısı 40′ı buluyor. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi kişinin maddî durumuna bağlıdır. Günümüzde de çok zengin olanların sünneti yerine getirmek için 12 evlilik yaptıkları yaygın olan bir gelenektir. Erkekler aldıkları kadınların 4′ünü kanunen nikahlıyorlar, bunlar dışındaki diğerleri ise “Gırnak” (Köle veya Cariye) dedikleri nikahsız hanımlardır. Bu gırnaklar rahat bir şekilde satılır veya hediye edilir. Fakat gırnak olan kadından çocuk olduğu zaman “ümme veled” adını alır ve o artık onun karısı olur, asla satılmaz.
Bizim törelerimizde erken yaşlarda evlendirme de genel olarak devam etmektedir. On dört yaşında erkekler ve on iki yaşında kızlar için evlenmek normal sayılıyor. Hatta bazen çocukları bile evlendiriyorlar. Bir Türkmen ata sözü var: “Kız çağaları telpekle vur, düşmez ise evlenebilir” denilmektedir. Kendisi küçük olan veya başka yerde olan kişilerin nikahları telpekleriyle kıyılmaktadır. Molla kızın yanına telpeği koyuyor ve erkek niyetiyle nikahı kıyıyor.
Biz de küçük yaşta evlenmelerin bir çok nedeni vardır. Türkmen köylerinde yeni evlenenlere ayrı bir su payı verilir. Bunu almak için erken yaşlarda evlilik yaygın olmuştur. Bizlerde çok çocuk olduğu için, en küçük çocuğun yaşı ile babasının yaşı arası fazla olduğundan, çocuğun mürüvvetini görme ve evlenmesi diğer kardeşlerinden farklı olmasın diye erken evlendirme yapılmaktadır. Geleneksel ailede reislik babadan büyük oğula geçtiği için baba ölünce büyük oğlu ile diğer kardeşleri arasında evlilik konusunda bir problem çıkmaması için baba kendi sağlığında küçük yaşlardaki çocuklarını evlendirir. Günümüzde geleneksel aileyi korumak güçlendiği için ailenin bütün fertleri evlendiği zaman büyükler baba evinden ayrı bir eve veya yakınına taşınırlar. Büyük babanın yanında genellikle en küçük erkek evlat kalmakta ve anne babasına bakmaktadır. Geleneksel ailede çocuk, yaşlandığı zaman anne ve babaya bakacak bir sigorta olarak görülmektedir.
Evliliklerin yapılış şekli tireden tireye, boydan boya, toplumdan topluma, bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. Köy ve şehirde yapılan evliliklerde bile faklılık vardır. Genellikle köylerde yapılan evliliklerde gelenekler şehirlere oranla daha ağırlık kazanmaktadır. Obalarda (köy) erken yaşta evlenmelerin sebeplerinden biri de kendilerine yardım edecek ev için kız çocuğuna, tarla ve bahçe için erkek çocuğa ihtiyaç vardır. Ekonomileri tarıma dayalı toplumlarda emeğe ve insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle Türkmenlerde “çocuklu aile meyveli ağaca benzer” denilmektedir. Bunun için yaşlıların torun ve çocuk görme istekleri de erken evliliği teşvik etmektedir. Türkmenlerde genelde evlilik tanıdıklar arasında olur. Onlar oğlunu ve kızını kendi tiresinin, boyunun, soyunun, akrabasının dışındakilerine vermezler. Bunda boy taassubu, geleneksel akrabalık ilişkileri, mirasının bölünmemesi ve anne baba yaşlandığı zaman akraba çocuklarının kendilerine bakacağı gibi düşünceler etkili olmaktadır. Diğer Türk cumhuriyetlerine göre bu konuda en katı uygulama Türkmenlerde bulunduğu söylenebilir. Türkmenler kendi soy, boy ve millî geleneklerini ancak bu sayede muhafaza ettiklerini belirtmişlerdir. Türkiye veya yabancı ülkelere kız öğrenci göndermeyen tek ülke Türkmenistan’dır. Türkmenler güzel olduğu için gittikleri ülkeden çok zor geri dönüyorlar. Tarihte İranlılarla Türkmen Hanlar arası kavgaların nedenlerinden biri de Türkmenlerden kız kaçırma olayları olmuştur.
Türkmen örf ve adetlerinden mutlaka yapılması gerekenlerden biri her bir yiğidin ve kızın erginlik yaşına geldikleri zaman evlendirilmesidir. Evlenecek kızda ve erkek (yiğit) de dört şey göz önünde bulundurulur. Bunlardan birincisi, evlenecek yiğidin veya kızın nereden geldiğini, anne ve babasının boyuna, yani nesline çok dikkat etmek, İkincisi, yiğidin ve kızın ailesinin maddî durumunu, iş ve el hünerlerini araştırmak, Üçüncüsü, yiğidin ve kızın yakışıklılığını, güzelliğini, edep ve ahlakını, kılık ve kıyafetini, eğitimini incelemek, dördüncü olarak da dindar olup olmadığına, nezaketine, saygısına, kültürüne bakmaktır.
-Kız isteme
Bizde kız istemeye gidileceği ve oğlan evlendirileceği zaman:
- Bey, bak oğlumuz da yetişti. Artık onu evlendirsek nasıl olur?!
- Ah, doğru söylüyorsun. Ben de düşünüyorum, vakti geldi sanıyorum. Senin bir bildiğin, göz önünde bulundurduğun birisi var mıdır?
- Yoksa oğlumuza mı danışsak? Onun bir bildiği, istediği var mı?
Bu konuşmalara oğulları yetişmiş Türkmen ailelerinde rastlamak mümkündür. İlk önce oğlu ile annesi konuşur, düşüncesini sorar, olumlu ise kimi istediğini sorar ve o kızı araştırır, uygun ise kız istemeye gidilir.
Bizde kız istemeye giden kişinin, tatlı dilli, güler yüzlü, söz sanatlarında usta, karşısındakini etkileyebilen, gönlünü alabilen, edepli, terbiyeli hareketleri olan birisini gönderirler. Buna Türkmenler savcı (dünürcü) demektedir. Bununla birlikte oğlanın en yakın akrabaları annesi ve kız kardeşinden birisinin olması gerekmektedir. Sözcü ve savcılar genelde kız istemeye hafta içinde çarşamba günü gider. Türkmenlerin adetlerine göre “Çarşamba günü çar yana” sözüyle Türkmen ırımlarına (halk inanışlarına) göre çarşamba günü hayırlı günlerden biri olduğu kastedilir.
Bizde kız istemeye gidenlere “gözü pamuklu”, “gudacı, dünürcü” deniliyor. Beyaz şey iyiliktir diye, göz kapaklarına pamuk yapıştırıyorlar, bu ırım genelde kabul edilip uygulanmaktadır. Guda (hısım) olunacak veya akraba olunacak eve tuz, çörek götürmek Türkmen ırımlarında halk inanışlarında vardır. Ayrıca kendi evlerine dönerken kız evinden tuz ve ekmek götürürler, böylece onların tuz ve çöreğinden yiyorlar. Bunun manası biz size guda olmaya geldik, akraba olmak istiyoruz demektir. Oğlanın annesi savcılarla kız evine gittiği zaman yağlık (eşarp) ile evin eşiğini, girişini süpürür. Bunun anlamı biz size akraba olmak, kızınızı nişanlamak istiyoruz demektir. Savcılar yani dünürcüler kız evine ikinci gittiklerinde tatlı yiyecek maddeleri götürürler, tatlı yiyelim, tatlı konuşalım, birbirimizi kırmayalım diyorlar. Son gittikleri zaman pişmiş et götürürler. Ekmek rızkın bol olmasına, zenginlik ve varlıklı yaşamaya, tuz samimiyete, dostluğa, şeker tatlı uyumlu olmaya, et de bu işin pişirilerek bittiğine işarettir. Bu olaylar Türkmen halk ırımları olarak kabul edilmektedir. Eğer verilen, götürülen hediyeler alınırsa ve yenirse gönüllü oldukları anlaşılmaktadır.
Bizim depdesturlarımiza göre kızı istemeye giderken yola beyaz iplikli iğne atma adeti vardır. Hediyeleri alır ve kırmızı eşarpı annesi kızının başına bağlattırır ise nişanlı oldukları anlamı taşımaktadır. Eğer hediyeleri almaz verilen çörekten ve tuzdan yemez, kırmızı eşarpı kızın başına bağlamazsa vermeyeceği anlamı çıkar. Gelen adamlarla akraba olmak istemiyorlarsa kız tarafı onların geldiği yolu süpürür, ayak izlerini kaybeder ve duvarlara çarpı işareti yapar. Oğlan tarafı kız tarafına veriyor musunuz, vermiyor musunuz diye sormazlar. Kurt mu? Tilki mi? diye sorarlar. Kurt derlerse verecekleri, Tilki derlerse vermeyecekleri anlaşılmaktadır.
Bizim adetlerimize göre bir yiğitle bir kız evlenecekleri zaman iki taraf da geniş kapsamlı bir araştırma yapar. Öncelikle araştırılan en önemli şey güveyin (damadın) “İğ ” veya “Gul” olmasına bakılır. Onun boy ve soy saflığı kontrol edilir. Türkmenlere göre “İğ” saf olan, boyu bozulmamış, öz oğuz boyu olanlardır. “Gul” ise yabancı bir kan katkısı olan, Türkmen tire ve boylarının dışından anne veya babası olan, nesli bozulmuş olan Türkmenlere denir. Türkmen inanışlarına göre Gul, asla İğ ile evlenemez. Gullar genellikle esir ve kölelerden oluşmaktadır. Adete göre bir gul ancak yedi kuşaktan sonra İğ kategorisine geçebilir. Burada gullar gul ile, iğler iğ ile evlenir. Fakat iğ bir erkek gul bir kız ile evlenebilir ve onun çocukları gul değil iğ sayılır. Bir gul erkek ile iğ bir kız asla evlenemez. Günümüzde Türk öğretmenlerle evli olan Türkmen kızların aile ve akrabaları hala küs, konuşmuyor, gördükleri vakitte aşağılayıcı sözler ediyorlar. Türkmen’in kendi boyunun dışındakiler ile evlenmelerini olumlu görmüyorlar. Mari’li (eski Merv şehri) Teke boyundan olan birisinin Çarcov’lu Ersarî boyundan birisi ile evlenmeleri Türkmenler arasında mümkün görünmemektedir.
Türkmenler genelinde kentle kıyaslandığında, köyde bir yaş erken evlenildiği ve kadınların erkeklere kıyasla, bir yaş genç evlendikleri bilinmektedir. Şehir Türkmenleri arasındaki evliliklerde, hem görücü usulü hem de gençlerin eşlerini kendilerinin bulma usulleri uygulanmaktadır. Türkmenler arasında genç kız ve erkeklerin flört yapmaları hoş karşılanmamaktadır. Flört parkta oturup konuşma, Rus arkadaşların evine veya bazen de sinemaya gitme biçiminde olmaktadır. Flört gizli ve kısa süreli olup evlenmeyle sonuçlanmazsa kız çok zor durumda kalabilmektedir.
-Kalın (Başlık Parası)
Bizim evlilikle ilgili ilginç geleneklerinden biri de “kalın/galın” yani erkek çeyizidir. Galın, erkek ailesinin kız tarafına vereceği başlığın bir bölümüdür. Çeyiz, erkek annesi tarafından çocuğun küçük yaşlarından itibaren hazırlanmaya başlanır. Bu çeyizde, sonradan kız tarafının istekleri doğrultusunda belirlenen sayıda dikilmiş veya kumaş halinde işli yakalı gömlek, işli ayak giyim ve yağlıklar, ayakkabı ve terlikler, havlu, iç çamaşırı, parfüm, mendil, makyaj malzemesi, bebek giysisi ve oyuncakları bulunur. Erkek çeyizine “galın” denilmesinin nedeni eski zamanlarda evlenecek kıza dokuz kat giysi verilmesinden kaynaklanmıştır. Galındaki giysiler, yeni gelinin birkaç yıllık giysi ihtiyacını karşılamaktadır. Bizim kendi aramızda moda pek uygulanmadığı için geleneksel giyim modaya bağımlı olmadığından birkaç yıl için genç çiftin giyim masrafı olmamaktadır.
Bizim kızlarımızın büyük çoğunluğu güzel olduğu için gelin adayında güzellik unsuru üzerinde önemle durulmamaktadır. Bizim gelin kızlarımızda aranan en önemli özellik, uyumlu ve saygılı kişiliği, iyi aileden olma, el hüneri ve becerisinin olmasıdır. Mahtumguli’nin “Benim dilimin, senin elinin hüneri ilden ile geçer ” sözleri Türkmen kadınları için el hünerinin önemini vurgulamaktadır. Türkmenlerde erkek tarafından kız için verilen hayvanlar; deve, sığır, koyun, keçidir. Takılar ve mücevherler; para, altın ve gümüş işlemeler. Zatlar; elbiseler, kumaşlar, ayakkabılar, mobilya ve mutfak malzemeleridir. Bunlar içinde en önemlileri annenin kendi annesinden kalan gümüş süslemeli takılar ve kızın kendi el emeği göz nuru olarak işlediği yakalar ve kolluklardır.
Bizde anneye süt hakkı olarak ödenen paraya da kalın denilmektedir. Kalın miktarı güvey ve gelinin ailelerinin ekonomik seviyesine, kızın yaşına ve onun fizikî güzelliğine bağlıdır. Eskiden bizde kalının yarısı mal, yarısı da para ile ödeniyormuş, günümüzde ise sadece para olarak ödeniyor ve özellikle anneye veriliyor. Kalın ödeme vadesi iki tarafın anlaşmalarına göre belirleniyor. Erkek fakir ise bir kaç sene içinde ödemesi mümkündür. Gelin olacak kız kendi kalınını kullanamaz, miktarı ve ödeme konusunda görüş bildiremez. Kalının bir kısmı töreye göre nikah kıyılmadan önce ödenir. Diğer kısmı daha sonra ödenebilir. Bunu sağlamak için düğünden kırk gün sonra gelin isterse kendi babasının evine döner ve kalın tamamen ödeninceye kadar orada yaşar. Eskiden kalın tamamen ödenmiş olsa bile gelin kendi anne babasının evine gider ve orada en az bir yıl veya hamile ise çocuğu doğana kadar kalırmış. Günümüzde kalın ödenmişse baba evinde fazla kalmaz. Bir kıza ne kadar çok kalın verilirse onuru ve değeri artar. Arkadaşları arasında bu bir prestij konusu olmaktadır.
Bizde bazen istisna durumlarda kalın istenmez. Örneğin, evlenecek kız gayrı meşru ilişkilerin ürünü ise kalın alınmaz. Alınsa dahi bu kalın tamamen kızın annesine verilir. Bu tür kalın haram sayılır. Annesi dışında kimse alamaz. Evlenecek kız nikahtan önce ölürse kalının ödenmiş kısmı ve verilen eşyalar geri verilir. Nikahtan sonra ölürse hiçbir şey iade edilmez, helallık dilenerek ayrılırlar.
Ersari Boyuna mensup Türkmenlerde kızlar 11-12 yaşlarından itibaren çeyiz, erkekler de evlilik parası biriktirmeye başlarlar. Evlenmeden önce kız ve erkeklerin bir birini istemeleri bu yaşlardan itibaren başlar evlenme yaşına geldikleri zaman ailelerini dünür olarak gönderme adetleri vardır. Oğlanın babası kız evine istemeye gittiği zaman, ocağın etrafına oturur ve ateşi karıştırır. Bu ocak kuracak olan damat adayının babasının eski Türk inançlarında kutsal sayılan ateşi karıştırması özel anlam taşımaktadır. Kızın babası da nazlanmak için “bir balta ile odun kesilmez” diyerek ilk gelişte söz verilmeyeceğini ifade etmektedir. Türkmenlerde baba hakkı veya süt hakkı denilen başlık “Kalın” da vardır. Kızın verilmesi kesinleşince sözleşme veya küçük nişan yapılır.
-Nişan
Nişan, kız ve erkeğin evlendiklerinin işaretidir. Bohçasına giden şeylerde, üç tane altın (yüzük, küpe, kolye veya bilezik) olmalıdır. Bunun dışında eşarp, kumaş, ayakkabı ve diğer giysiler ve kızın anne - babasına, kardeşlerine hediyeler getirilir. Nişan bohçası, haftanın çarşamba günü götürülür. Her şeyden dokuz tane olması gerekir. Mesela: 9 kumaş, 9 eşarp, 9 halı, 9 havlu, koyun ve sığır verilir. Kızın evinde yapılacak düğünün masrafları çıkarılmış olur. Nişanda oğlanın annesi ve kız kardeşi gelin olacak kıza altın takarlar. Nişanlanma eskiden Türkmenlerde beşik kertmesi olarak çocukluğunda yapılıyordu. Günümüzde ise, kalın kesildikten sonra veya düğünden bir gün önce yapılmaktadır. Kıza altın takma ve dua etmeye nikah denilmektedir. Genellikle Türkmenlerde düğün ile birlikte resmî nikah da yapılmaktadır. Nikah masasında kız ve erkek birbirlerine yüzük takarlar ve imza atarak düğünü (toyu) başlatırlar. Dinî nikah toyun son günü yapılır, saati ve zamanı saklı tutulur. Çünkü düşmanları varsa nikah anında onlara kötülük yapabilir diye düşünülmektedir.
Bazı bizim boylarımızda oğlanın annesi başörtüsü ile, babası telpeği ile kız evinin önünü süpürürler. Bunun anlamı kızı nişanlamak istediklerinin işaretidir. Nişanlanan kız kırmızı eşarp takmalıdır. Bir kız kırmızı eşarp takıyorsa onun nişanlı olduğu anlaşılmaktadır.
-Toy (Düğün)
Bizim aramızda düğün gününün belirlenmesine “Sahet” denir. Bizde belirli aylarda ve günlerde düğün yaparlar. Bu gün İslama ve geleneklere göre belirlenir. Buna sahet günü denilmektedir. Genellikle düğün gününü yaşlılar ve mollalar yıldızlara bakarak belirlerler. Çarşamba, cumartesi ve pazar günleri tercih edilen günlerdir.
Düğünümüz güzel geçsin, engeller ve problemler çıkmasın, işlerimiz iyi olsun diye, düğün gününden bir gün önce Hüda yolu adı altında bir yemek verilir. Eskiden yapılan çok uzun düğünlerden, mesela, bir haftadan kırk güne kadar olan düğünlerden bahsedilmektedir. Günümüzde düğün üç gün yapılmaktadır.
Sahet günü belirlendikten sonra artık düğün için hazırlıklara başlanır. Kısa zamanda toy yapacaklarını duyan herkes aileyi kutlamaya gelir, “Oñ bolsun!” derler. Erkeğin arkadaşları toplanır, oturur, konuşur ve kendi aralarında düğün için iş bölümü yaparlar. Herkese bir görev verilir. Türkmenlerde damat adayı bir hafta önce içki, sigara gibi kötü alışkanlıklarını terk eder, molla önünde tövbe eder. Düğüne kadar hem maddî hem de manevî yönden temiz olması gerekmektedir. Düğünden önce Türkmen yiğidine çok güzel bir takım elbise alınarak hazır hale getirilir.
Bizim düğünlerimizde asıl göz dolduran ve herkes tarafından konuşulan Türkmen gelinidir. Türkmen güzelinin tarifini yapmayan bir şair yoktur. Üstü kırmızı keteni gömlekli, başı şaylı tahya süslemeleriyle Türkmen gelinini görenler hayran olmaktadır.
Türkmen gelin kızın, Türkmen hayatındaki önemi göz önünde bulundurabilmek için önce onun ikramına, Türkmen’in ar ve namusa verdiği öneme, ev içi temizliğine bakmak gerekmektedir. Fakat Türkmen gelininin elbiselerinin şay ve işlemelerindeki inceliği, nezaketi, zerafeti ve güzelliği başka yerde görmek mümkün değildir desek mubalağa etmiş olmayız.
Türkmen gelininin elbisesi, el dokuma mavi veya kırmızı renkli ”ketenî ” olarak adlandırılan bir kumaştan yapılır. Onun üzerine gelin çeşitli renkli el işlemeli çabıt giyer. Çabıtın üzerinde yer alan el işlemelerin düğün öncesi gelin tarafından işlenmesinin ayrı bir önemi bulunur. Gelin elbisesinin en değerli takıları ise gelinin annesinden devredilen takılarla birlikte kuyumcular tarafından verilen ve çoğu tarihî özelliklere sahip mücevherler ailenin yüzlerce yıl öncesi yaşamış kadınlarından günümüze aktarılan tarihî mirasları olarak bakılmaktadır. Takılar anneden geçen en önemli miras olarak görülmektedir.
Türkmen gelinin gümüşlerle süslenmiş ” şaylı tahya ” başlığı, efsanevî Amazonların savaşlarda takdıkları başlığı hatırlatmakla birlikte, el işlemeleri, gümüş takıları ve renk cümbüşü ile harika bir görünüme sahiptir. Şaylı tahya ile gelin olan Türkmen kızı, nikah töreninden iki gün sonra kadınlığın simgesi olan ” Hasaba ” veya “Börük” denilen baş örtüsü takıyor. Bu törene de ” Baş salma ” veya ” Baş danmak ” deniliyor. Düğünlerde genelde çalınan şarkı isimleri arasında: Küşt depti, zikir, yar-yar, leylim, bizar sayılabilir.
Bizde geleneksel gelinlik, kırmızı Türkmen giysisidir. Gelinin başına, alnına ve yüzünü çevreleyip omuzlarına sarkan gümüş takı takılır. Gelin, oğlan evine gelince başına, yüzünü örten kırmızı çiçekli beyaz bir şal örtülür. Bu örtü düğün boyunca kaldırılmaz. Resmî nikah dairede, dinî nikah düğün sırasında evde yapılır. Nikahta bir kadın makas açıp kapayarak çifti kötülüklerden korumaya çalışır ve iyi şans için şerbet içilir.
Bizde düğünler restoranda veya erkek evinde yapılır. Düğün yapılan yerin bir ucunda 10- 15 metre kare kadar bir sahnede müzisyenler akardiyon ve diğer çalgılarla Türkmen müziği çalar ve şarkılar söylerler, zaman zaman müzik kesilerek evliliğe ilişkin veya toya gelen davetlileri yüceltici maniler okunur, davetlilerden evlenen çiftleri kutlayıcı konuşmalar yapılması istenir. Düğünlerde yemek için uzun masalar kurulur. Masaların üstüne renkli gazoz, votka, maden suyu, kola, portakal suyu, kurutulmuş meyve, kızartılmış hamur gibi çerez konur ve bir süre ayakta sohbetten sonra davetliler masalara oturtulur. Masalara kadın-erkek karışık oturur. Erkek tarafının büyükleri davetlilerle ilgilenir. Davetliler masalara geçtikten sonra gelin ve damat yanlarında birer arkadaşıyla gençlerin eşliğinde gelirler. Düğün boyunca bu dörtlü bir birinden ayrılmaz. Gelin ve damat gelirken başlarından para atılır ve oynayarak karşılanır. Geleneksel Türkmen oyunu, eller karşılıklı olarak havada iki yana sallanarak oynanır. Herkesin herkesle oynadığı, çift olarak dans edilmeyen bir oyundur. Gelin ile damat bir süre oynadıktan sonra beraberlerinde arkadaşlarıyla birlikte çok yavaş adımlarla yürüyerek müzik çalınan sahnenin karşısına kurulmuş olan ikinci bir sahnede yerlerini alırlar. Bu sahnede gelin damat ve arkadaşları yan yana otururlar. Damadın yanında gelinin arkadaşı, gelinin yanında ise damadın arkadaşı olan sağdıçlar otururlar. Sahne halı, örtü ve resimlerle süslenmektedir. Gelin ve damadın önündeki küçük bir sehpada çerez ve içecekler bulunur. Düğün süresince gelin, damat ve arkadaşları birkaç kez oyuna kalkarak yavaş adımlarla müzisyenlerin önünde oyun oynanan yere kadar oynayarak gidip geri gelirler. Gelin ve damat yerlerini aldıktan bir süre sonra genç kızlar düğün pastasını tepsiler içinde bohçalar ve ev eşyalarından oluşan kız çeyizini getirirler ve çeşitli takılar hediye ederler. Düğün yeme, içme, mani, müzik ve eğlenme ile devam eder.
Bizim, yemeklerimiz büyük çorba kaselerinde yemektedirler. Bizde başkada şaşlık denilen ızgara etler ve meşhur Türkmen pilavı en son olarak verilmektedir. Yemek sofralara akşam yedide konur, gece on ikiye kadar devam eder, bitene ekleme yapılır. Türkmen pilavı; koyun eti, soğan ve havuç kavruluyor daha sonra içine pirinç salınıyor, üzümde konuluyor, genellikle yağı çok olması tercih ediliyor.
Bizde, düğün zamanında kızın evine tatlı su götürür, oğlanın ablası veya yengesi çaydanlığın ucuna para sokup verirler. Kızın yüzüne ayna tutuyorlar şansı açık olsun diye. Bir obada, köyde iki düğün olsa, işleri iyi devam etsin diyerek ekmekleri bir birine karıştırıyorlar. Gelin eskiden deve üzerinde taşınıyormuş, günümüzde son model arabalarla yapılmaktadır. Taksiye gelin binerken bahşiş istenir ve verilir. Gelinin yolu aydınlık olsun, bahtı açık olsun, kötülükler ateş ve ışık sayesinde yok olsun diye kızın yengesi mum yakarak etrafı dolaşır. Gelin arabaya binerken inmeli, binmek istemiyormuş gibi davranmalıdır. İnecekmiş gibi davranmazsa kocayı çok istiyor diye düşünülmektedir. Gelin, oğlan evine gelince evin girişine kazık çakılmaktadır. Kazık gibi evine bağlı kalsın demektir. Gelinin geldiği eve taş atarlar taş gibi olsun diye. Ateşten atlatırlar cin şeytan yok olsun diye. Düğün arabalarını iki ateş arasından geçirirler kötülüklerden arınsın diye. Gelinin bir elini tuza,bir elini una batırıyorlar ve alnına un sürüyorlar, kuzunun ayakları kapıya asılıyor, gelinin ayakları bu evden dışarı çıkmasın diye. Gelinin kucağına erkek çocuk veriliyor ki erkek çocukları olsun diye bunlara ırım olarak inanılmakta ve yapılmaktadır.
Bizlerde toy beş gün boyunca devam eder hatta daha çok ben o kadarını yazmayım en iyisi. Her günün kendine özgü özelliği vardır. Toyun birinci gününe “yalan çelpek” denir. Bu günde genellikle dışardan kimse gelmez, sadece yakın akraba ve komşular toplanır. Tatlı bir yiyecek çeşidi olan çelpek dağıtılır. Akrabalar, kendi aralarında Türkmence “Geneş” yapar. Geneş, görev dağılımı demektir. Eğer düğün yapacak aile köyde ise bütün köylü akrabalarını çağırır. Kasaba veya büyük şehirde ise çok yakın olanları toplar, düğün günü nelerin yapılacağı, iş bölümü yapılır. Geneşe gelen kişiler durumlarına göre aldıkları işleri eksiksiz yapmak mecburiyetindedirler. Toya gelen tecrübeli yaşlı kadınlar da nahar (yemek) yaparlar. Akşam olduğu zaman erkek tarafından bir grup kadın, kız evine giderler, orada yemek yerler, eğlenir ve kızın toyunu kutlarlar. Buna “Atgulak” denir, bazı boylarda ” Vecer” de denilmektedir.
İkinci günü düğün daha da zevkli hale gelir. Dışardan misafirler de gelmeye başlar. Bu gün toy daha çok kız evinde geçer, hem oğlan hem kız evinde müzikli eğlence düzenlenir. Türkmen depdesturlarında buna “Çın çelpek” denilmektedir. Çın çelpek günü bittikten sonra “Gelin alıcı” denilen zevkli bir olay daha olur. Manası yengem, annem demektir. Günümüzde “Gelin alıcı” deniliyor, yani evde annem olmadığı zaman yengem onun yerine geçer. Gelin alıcı gününde, gelin, kız ve arkadaşlarıyla, erkek, kendi genç arkadaşlarıyla birlikte tarihî yâdigârlıkları (eserleri) ziyaret ederler, orada fotoğraf çektirirler. Gelin alıcı günü herkes, arabası ile eşlik eder ve bir karnaval gibi olur. Genellikle nişan da ikinci gün yapılır, resmî nikah da bugün kıyılır.
Sonuç olarak bizim toylarımızda at yarışları yapılır. Birinci gelene koyun ve çeşitli hediyeler verilir. At yarışları bittikten sonra yüksek bir direğe birkaç tane yağlık ve kumaş parçaları asılır. Gençler geriden gelip zıplayarak bu örtülerden birini alabilmelidir. Alanların aldıkları kumaşları, baş örtüleri, yağlıklar kendilerinin olmaktadır. Onlar da bunu sevdikleri kızlara hediye olarak verebilir. Bu yarışma da bittikten sonra güreşler yapılmaktadır. Bizim aramızda güreşcilere özel bir saygı gösterilmektedir. Onların adlarının sonuna daima “Pehlivan” kelimesi katılır. Güreşlerde dereceye girenlere de koyun, para ve Türkmen halısı hediye olarak verilmektedir. Koç döğüşü, kemik kırma yarışması gibi yarışlar da yapılmaktadır. Bizde bu tür yarışmalara katılanlara ve toylarda şarkı söyleyen “Bağşı”lara çok saygı gösterilmektedir. Hatta bağşılara gösterilen saygı hanlara bile gösterilmez. Bağşı halkın sesi olarak nitelendirilmektedir.
Bizim depdesturlarımıza göre mihman (misafir) atadan uludur. Toya gelen misafir kan düşmanı bile olsa en güzel izzet ikramda bulunulur. Toyda münakaşaya yer verilmez. Çünkü bizim ırımlarına ve inançlarına göre düğünde kan dökülmesi uğursuzluktur.
Düğünlerde ikram esnasında bir tek tabak taşınmaz, iki tabak taşınır. Tabak bir tane ise iki elle tutulur. Böyle “düğünde, toyda bolluk olsun, yeni yeni toylar olsun” denilmiş olur. Cenaze merasimlerinde yapılan ikramlarda ise ikram tabakları tek elle taşınır veya tabakları tek tek taşırlar. Bununla da verilmek istenen mesaj “başka ölüm olmasın, toplu ölüm olmasın, sırasız ölüm olmasın”dır.
Düğünde yemekler yenildikten sonra tabaklar sofradan kalkmadan dua edilir. Yas yemeklerinde ise tabaklar kalktıktan sonra dua edilir. Duayı molla veya bilen bir kişi okur. Duaların sonunda “fatiha” denilmez, dua bitince herkes elini yüzüne sürer. Kabul olsun dilek ve temennilerinde bulunur.
Üçüncü günü sabah, horoz sesleri duyulmaya başladığı zaman, herkesten erken kalkar. Yaşlılar, camiye namaza gider, gençler ve kadınlar da hazırlıkları yapmaya başlar. Düğünün son günü en sevindirici, heyecanlı gündür. Bu güne “Gelin alıcı” günü denilmektedir.
Sabah saat 10′da gelin getirecek araba süslenir, tanıdık ve davetliler arabalarıyla korteje katılır. Mollalar, (imamlar) yaşlılarla toplanır iyi yolculuklar dileyerek dua ederler ve herkese bir lokma ekmek dağıtırlar. Sonra arabalar kız evine hareket ederler. Burada bazı bizim geleneklerimiz uygulanmaktadır. Mesela, kızın eşyalarını (bohçasını) kız evinden alabilmek için bir miktar para vermek gerekir. Kıza Türkmen millî kıyafeti olan gelinliği giydirmede de bahşiş verilmelidir. Kız evinden çıkıncaya kadar, oğlan arkadaşlarıyla dışarda durur, o zaman kızın arkadaşları onlara çiçek verir ve toyunu kutlarlar. Gelin, evinden (eşikten) halı üzerinde dışarıya çıkartılır. Halıyı taşıyanlara da damadın babası bahşiş verir. Sonra gelin, halının üzerinden alınarak babası ve kardeşi tarafından arabaya bindirilir. Araba oradan ayrılırken toprak atılır. Bunun anlamı kızın gideceği eve toprağıyla gitsin, oraya bağlı olsun demektir.
Gelin arabası ile birlikte diğer arabalar ziyaret yerlerini ve mezarlığı dolaştıktan sonra eve gelirler. Gelin ile damat arabadan indirilir ve eve yürütülerek getirilir. Eve girerken de Türkmen ırımları ve halk inançları, depdesturları, gelenek ve töreleri uygulanır. Evli çift eve girerken sağ ayakla girmeleri gerekir. Damat çocuklara para atar, gelinin bir elini una, bir elini yağa batırırlar. Avluda gelinin ayağı önünde kurban kesilir. Gelinin üzerinden mısır patlağı atılır ki çok çocuğu olsun ve erkek çocuğu olsun isterler. Erkeğin annesi ve dindar kadınlar gelinin üzerine dua okur, iyi temenni ve dileklerde bulunur. Erkek evi terk eder ve herkes gelinin etrafına toplanır yar yar oyununu oynarlar.
Bazı bizim baoylarımızda nişanda def çalan kadınlara ” davacı” denilmektedir. Gelini süsleyen kadına “Tellak” denilir. Kızın başına duvağının üzerine büyük bir ayna konur. Aynaya hediyeler bırakılır, para atılır. Bu törene “nişan atma” denir. Damatlar bazı boylarda bohça hazırlarlar. Bohçaya konulan iç çamaşıra yalık denilmektedir. Gelin götürülürken “ey gaziler uğurlar olsun !” denilmektedir. Bu mistik tasavvufi anlamda evliliğin alem değiştirme yani, yeni bir aleme giriş olarak düşünülmektedir. Bekarlık dönemini onurlu bir savaşla tamamlayan, izzet iffetini muhafaza ederek evliliğe geçen çiftler bu savaşı alınlarının akı ile tamamlamış birer “gazi” dirler. Gelin sandıkları yük atına konur ve üzerine bir çocuk bindirilir. Başka bir ata genç bir erkek biner ve kucağina koç verilir. Koç’un sırtı kırmızı boya veya kınayla boyanır, boynuzuna nar ve elma takarak gelin süsüyle süslenir. Bu koç kız evine hediye gönderilir.
Türkmen boylarında gelin, kaynana ve kaynatasının yardımı ile attan indirilir. Bu arada gelin, cebinden çıkardığı metal paraları üç defa sallayarak evinin damına doğru fırlatır. Damat da para atar, hediyeler verir. Bunlar kansız kurban olarak nitelendirilmektedir. Bizde attan indirilen gelinin kucağına 1-3 yaşlarında erkek çocuk oturtulur. Gelin bu çocuğun yüzünü okşar ve ona hediye verir. Damat da leblebi, para ve hediyeler atar. Gelinle damat odaya gelince gelin önce damadın elini öper, sonra eğilip ayağını öper. İkisi beraber büyüklerin ellerini öper. Damat, çalgıcıların parasını öder ve bayrağı taşıyan kişiden bunu alır. Gelinin kucağına erkek çocuk verilmesi kişi ruhu ile ilgilidir. Gök Tanrı inanç sisteminde kişinin kendisi bir anlamda iye’dir. Erkek çocuk olması ile erkek evlat istemiş olur. Damat bayrağı almakla, Hakanı olduğu kendi ocağını kurarak bağımsızlığını ilan etmektedir. Yeni hayatın yönetimi ondadır. Gelin, erinin elini veya ayağını öpmekle itaatı kabullendiğini göstermiş olmaktadır. Kurbanlık koyuna kına yakılır.
Gelin yeni eve gelince sağ elini sarı yağa, sol elini soğuk una batırma uygulaması yapılır. Böylece o gelinin yeni ocağına bereket getireceğine inanılır. Gerdek gecesinden sonra yenge, gelinin saçlarını örer. Gelin kaynana ve kaynatasını selamlar. Selamlarken onların önünde saygı ile başını öne eğer ve örgülü saçlarını önüne sarkıtır. Sonra gelin yedi ayrı komşunun da aynı şekilde kapısının önüne gider, eşikten onları selamlar. Gelin eşikten sağ ayakla girmeli ve sağ ayakla çıkmalıdır. Selamlarken yüzünün yere yatık olması gerekir. “Yere yatık yüzlü gelinin mütevazı ve hörmetli olacağına inanılır. Selamlarken yüzünü yere yatıran gelin artık yüzünün yere gelmeyeceği” inancı vardır. Gelin selam verirken onlar da hayır dua yaparlar. Ertesi gün geline üzeri örtülü olarak çeşitli para ve hediyeler takdim edilir. Türkmen gelini kaynanasının yanında konuşmaz. Zaruret halinde hareketleri ile mırıldanarak veya bir çocuğa söyleyerek dileklerini bildirir. Gelin, babasının evinden kocasının evine geldiği zaman da şöyle selam vermektedir.
Kişi minneti görmedik,
Gövnüne kine almadık,
Sarpası yere değmedik,
Gayn ataya selam.
Dabaralı toy tutan,
Toyda bayraklar yapan,
Körpe oğlunu överip,
Maksadına yeten,
Gayn anaya selam.
Eşik geyip şandırdan,
İş etmese hünnürden,
Yövürcüsünü öyerip,
Taze elti getiren,
Yengelere selam.
Gelin bu selamı verdikten sonra yengeleri ile akrabaları da ona çeşitli hediyeler vermektedirler.
Bizde gelin, arabadan veya attan inerken yüzüne ayna tutulur. Gelinin iki koltuğunun altına birer ekmek konur. Gelinin önü sıra, su dökülür. Gelin, su döküldükten sonra yeni evinin eşiğinden içeri girer. İnanca göre ekmek, bereketi, su ise aydınlığı temsil etmektedir. Gelin gerdeğe girmeden evvel kayın validesi, gelini ocağa götürür ve kafasını üç defa ocağa vurur gibi yapar. Böylece bu ocağın kutsiyetini ve bereketini unutma yani mesul sensin demiş olur. Damat, gerdeğe girmeden önce arkadaşları onun sırtına vururlar böylece damadın korkmayacağına inanılmaktadır. Gelin, belirli bir dönem kayın pederi ve validesinin yanında yüksek sesle konuşmaz.
-Nikah
Resmî nikah genellikle salonda yapılır. Dinî nikah ise evde kıyılır. Genellikle dinî nikahı Türkmenler’de mollalar kıyarlar. Nikahın geçerli olması için bir molla ve iki şahidin, kız ve erkeğin bulunması gerekir. Evlenecek olanların isimleri, baba isimleri, boy ve soyadları ile gerçek isimleri mollaya yazdırılır. Gerçek isimlerinden şunu anlatmak istiyorum.
Bizde, örneğin, adamın gerçek adı Muhammed olabilir. Ama bu dedesinin adını taşıdığı için ona Ataş, Babacan, Atacan diye hitap edilir. Yahut kızın gerçek adı Bahar olabilir. Fakat ninesinin adını taşıdığı için ona Eneş, Enecan olarak hitab edilir. Bu nedenle nikah anında gerçek isimlerinin sorulması mecburidir.
Nikahı kıyan molla, onların birbirlerini isteyip istemediklerini sorar, olumlu cevap alınca şahitlerin huzurunda onları karı-koca ilan eder, nikah duasını okur ve çiftlere nasihat eder.
bizim depdesturlarımıza göre nikahtan bir saat önce bir kurbanlık koyun kesilir ve koyunun kalbi mollaya verilir. Molla koyunun kalbini iki parçaya böler ve tuzlamadan bir parçasını kıza, ikinci parçasını ise oğlana verir. Bunu onların ölünceye kadar kalpleri bir olsun diye yaparlar. Yine Molla her ikisine de tatlı şerbet suyu içirir.
Bizde nikah yapılırken orada bulunanlar hiç hareket etmeden oturmalıdır. Başka insanlardan nikah zamanı gizlenmektedir. Bir kadın eline bir makas alıyor, makasın ağzını açıp kapayarak gürültü yapar ve bir şey kesiyormuş gibi hareketlerde bulunur. Bunun nedeni evde şeytan varsa o gençlerin arasına düğüm olmasın düşmanlar zarar vermesin makas kessin demektir.
Bizim depdesturlarımıza göre molla nikahı kıydıktan sonra gelin ve damadı arkadaşlarına teslim eder. Erkeğin arkadaşları haydi bakalım sen hanımına söylediğini yaptırabiliyor musun, ilk günde erkek olduğunu isbat et derler. Bundan sonra “elleştirme” yapılır. Elleştirme: Güvenin (erkeğin) eline metal bir para verilir ve gelin bu parayı onun sıkıca yumruk olmuş elinden belirli bir uğraşıdan sonra çıkarır. Bunu başarınca kızın ve oğlanın elleri birleştirilir. Sonra kız oğlanın çizmesini çıkarmalıdır. Bunu zor çıkarsın diye oğlana birkaç tane çorap üst üste giydirilir. Gelin zor da olsa onu da çıkarmayı başarır. Bundan sonra Bizim millî kıyafeti üzerine bağlanan püsküllü kuşağı çıkarmak gerekir. Kuşağı rahat bir şekilde çözmesin diye erkeğin arkadaşları kuşağı suyla ıslatarak sıkıca damadın beline sararlar. Bizim kızlarımız için en zor olan budur. Kuşağı yarım saatte zor çözerler. Arkadaşları bunu eğlence olsun diye yaparlar.
Gelin tarafından kuşak çözüldükten sonra damadın yengesi bunların üzerine bir yorgan örter ve yeni evlenen, yuva kuran bu iki çifte iyi arzu ve dilekte bulunarak dua eder. Kız yorganın altında damadın düğmelerini de çözer. Sonra damat yorganı üzerinden fırlatır ve çözülmüş olan kuşakla evdeki arkadaşlarını kovalar ve dışarı çıkarır kapıyı kilitler. Arkadaşları da onlara bir zarar verilmesin diye sabaha kadar dışarda evin etrafında nöbet tutar. Sabahleyin gelin ve damadın yatağını yengesi düzeltir, yastığın altında damat tarafından konulan parayı alır. Sabah aile içinde küçük bir eğlence yapılır, tebrikler olur ve düğün biter.
Bizde nikah kıyıldıktan sonra orada bulunanlara şerbet verilir. Bu gençlerin daima huzur içinde yaşaması için yapılıyor. Gelin ile kaynana tatlı ve geçimli olması için kaynana, gelinin eteğine şeker koyar, gelin de şekerleri oradaki insanlara atar. Oğlanın yengesi oyuncak serper. Böyle yapmakla çocuğunun çok olmasını umuyorlar. Gelini oturtmak istediklerinde gelin oturmaz, kaynanası geline: “var malım, varlığım senin olsun” diyerek hediye veriyor ve oturtuluyor. Gelin oturduktan sonra perde tutulur. Bunun manası yağşı-yaman (iyi kötü) görmesin demektir. Gelinin oturacağı yere döşek koyarlar, gelin zeki olursa döşeği katlayarak oturur. Gelin gerdek evine götürülürken yine beyaz kumaş yazılıyor, gelin onun üzerinden yürütülür. Yolun ak olsun, beyaz gönülle kapıdan girsin demektir. Damadın yengesi kızın başına elini koyarak şu ninniyi söylüyor:
Alaca köynek geydirme,
Arpa çörek iydirme,
Düye başın gaytdırma,
Çöpren yüni düytdürme,
Agızla gapdırma,
Toynakla deptirme,
Bağın meyveli bolsun,
Tudun kuvvetli bolsun,
Şaher şaher ayladın,
Gızıl bilen güllesin
Türşek gibi güllesin,
Gavun gibi döllesin,
Ala yanaktan öpüş edin,
Ala yorgan depiş edin,
Çayır kimin çırmaşadın,
Meller kimin ornaşadın,
Yüzden yüzden yondurmadın,
Yüzlük köynek geydirmedin
Sağ eli sarı yağda,
Sol eli soğuk unda,
Akyüzlünü sana tabşırdım,
Senide Hudaya tabşırdım.
Gelinin koluna “tüveleme-tüveleme” diyerek alaca ip bağlarlar, bu yolla nazar değmesinin önleyeceği inancını taşımaktadırlar. Bu üç sefer tekrar edilir ve yiğit evin etrafında bir kere dolaştırılarak getirilir.
“Baş salma”, düğünün yapıldığı günün ertesi gün gerçekleştirilir. Yakın akraba, komşuları toplanır ve kim önce gelinin kafasındaki duvağı alacak diye teyze ve yenge kızları yarış yaparlar, bir grup alır diğer grup onlardan almaya çalışır. Kim alırsa ve kaptırmazsa bahşişi o grup almaktadır. Düğünden sonraki ilk günde oğlanın yengesi yatağı toplar ve yastığın altına koyduğu parayı alır. Sonra gelini oğlanın evine götürür orada ona elbise dikilir ve gelinin üzerine atkı atılır ve kafaya “annak” giydirilir. Böylece o kızın gelin hanım olduğu anlaşılmaktadır. Geline yün ipliği verilir ve bir parça diktirilir. Böylece Onun becerisini ölçmüş olurlar.
Bir hafta sonra kızın aile tarafı, damadın evine toplu olarak misafirliğe gider. Kızlarının hatırını sorar ve onu kendi evlerine çağırır, davet eder. Onunla görüşmek istediklerini bildirir. Kız, anne baba evine yüzü kapalı olarak gider. Annesinden hediye almadan yüzünü açmaz. Gelin kız annesinin evinde belirli bir müddet misafir kalır. Eğer damadın ödemediği kalın, başlık kalmış ise bu bitinceye kadar babası evinde kalır. Buna “Kaytarma” denir. Başlık parası bitip kendi anne babasından hediyesini aldıktan sonra kocası evine dönebilir. Damat kaytarma olayından sonra kayınpederin evine normal akraba olarak rahat gidip gelme imkanına kavuşmuş olmaktadır.
Derleyen
Dr. Abulfettah NUR




Cevapla
Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.